Tutuverin Kollarımdan
güneş ağaçların ensesine üflerken sıcak nefesini
oturmuş ne yapacağımı düşünüyordum
beni biliyor musunuz bilmem ama ki umrumda da değil bu durum
neyse işte
ben beyler ve kadınlar.. artık hiç bir şey düşünemeyen
ve her nasılsa her şeyi de kendine dert olarak edinebilen birisi oldum ve çıkamadım bu durumdan
bu sabah kendime cehennemden bir sandalye ayarladım
kıçımı koydum sandalyeye
lanet olası hayatımın en berrak yerlerini yazmaya yeltendim
sabah 6.32
neyin kafasını yaşıyorum onu da bilmiyorum
bu saatte oturdum ve bu satırları yazıyorum lanet olsun HANK !
neyse asıl konuya dönelim baylar ve siz kadınlar
lanet olası hayatımın en berrak taraflarını anlatmaya doğru kürekleri asılalım :
evrenin gizini gözlerinde taşıyan insanlar gördüm
ben tanıyamadan onları , çekip gitme gereği hissettiler kalplerinde
ve bunu dert edindim
lanet olsun tam kepazeyim değil mi.. neyse devam edeyim :
kendimle baş başa kaldığım saatlerde de ölüm kalbime doğru geliyor ordusuyla
nedense gözlerim yaşarıyor
kimi zaman ölümün geliyor oluşuna seviniyorum
kimi zaman da diri diri yakılıyormuşum gibi acı hissediyorum
neden mi
pişmanlıklarım... lanet olsun HANK !
ben kim oldum böyle , nerede çocukluğum yoksa tanrı çocukluğumu cennete mi sakladı ?.. hayatımın en berrak taraflarını yazmaya devam ediyorum , üzgünüm :
on yaşında idim gurbet eller saçlarımı okşarken
saçmalıktı
hala da öyle
diyorum ki eğer insanı tanımamış olsaydım bu kadar erken
belki de şu an yatağımda mışıl mışıl uyuyor olurdum
belki içmezdim
belki sevilirdim
ve severdim de dünyayı
ama beyler ve siz kadınlar
çok erken çarpıştım yabancılarla , ellerde sille yemişim de
haberim sonradan olmuş
sanki sadece yazdıkça soluk aldığımı hissetmeye başladım.. yazmaya başladığım itibaren.
bu da lanet olasıca bir durum. hoş bir şey değil yazmak.. hele kendini yazmak cehennemin ön sözü sanki.
en berrak taraflarını anlatıyorum hayatımın. son olarak bir şey daha yazayım ve bitireyim.. zaten sıkılmışsınızdır herhalde ki ben en yazının en başından beri fena sıkılıyorum
son olarak :
her sabah
güneş ağaçların ensesine üflerken sıcak nefesini
ben bir şeyler düzelmeli ya da iyice ipimi gevşetmeliyim kendimden diye düşünüyorum
bir şeylerin düzeleceği yok galiba dostlar
ama şunu da ekleyeyim
bu durum kendimizden uzaklaşmamızı icap ediyor anlamına gelmiyor
kendime sahip çıkabilirsem eğer
yani inancımı yıkmazsam kendi ellerimle
dayanabilirsem
nedendir bilmem ama
beni bir zaferin karşılayacağını düşünüyorum
er ya da geç
yani diyeceğim o ki
içimde hala lanet olasıca bir umut var
umut..
galiba kötü bir şey
ona her inanışımdan sonraki devrildiğim zeminler
kanla yıkandı
ama görüyorsunuz ki
yine bir zafer için ona inanıyorum
devrilecek gibi olursam eğer yine
gelin de tutuverin kollarımdan.
ikinci şişede görüşürüz.
oturmuş ne yapacağımı düşünüyordum
beni biliyor musunuz bilmem ama ki umrumda da değil bu durum
neyse işte
ben beyler ve kadınlar.. artık hiç bir şey düşünemeyen
ve her nasılsa her şeyi de kendine dert olarak edinebilen birisi oldum ve çıkamadım bu durumdan
bu sabah kendime cehennemden bir sandalye ayarladım
kıçımı koydum sandalyeye
lanet olası hayatımın en berrak yerlerini yazmaya yeltendim
sabah 6.32
neyin kafasını yaşıyorum onu da bilmiyorum
bu saatte oturdum ve bu satırları yazıyorum lanet olsun HANK !
neyse asıl konuya dönelim baylar ve siz kadınlar
lanet olası hayatımın en berrak taraflarını anlatmaya doğru kürekleri asılalım :
evrenin gizini gözlerinde taşıyan insanlar gördüm
ben tanıyamadan onları , çekip gitme gereği hissettiler kalplerinde
ve bunu dert edindim
lanet olsun tam kepazeyim değil mi.. neyse devam edeyim :
kendimle baş başa kaldığım saatlerde de ölüm kalbime doğru geliyor ordusuyla
nedense gözlerim yaşarıyor
kimi zaman ölümün geliyor oluşuna seviniyorum
kimi zaman da diri diri yakılıyormuşum gibi acı hissediyorum
neden mi
pişmanlıklarım... lanet olsun HANK !
ben kim oldum böyle , nerede çocukluğum yoksa tanrı çocukluğumu cennete mi sakladı ?.. hayatımın en berrak taraflarını yazmaya devam ediyorum , üzgünüm :
on yaşında idim gurbet eller saçlarımı okşarken
saçmalıktı
hala da öyle
diyorum ki eğer insanı tanımamış olsaydım bu kadar erken
belki de şu an yatağımda mışıl mışıl uyuyor olurdum
belki içmezdim
belki sevilirdim
ve severdim de dünyayı
ama beyler ve siz kadınlar
çok erken çarpıştım yabancılarla , ellerde sille yemişim de
haberim sonradan olmuş
sanki sadece yazdıkça soluk aldığımı hissetmeye başladım.. yazmaya başladığım itibaren.
bu da lanet olasıca bir durum. hoş bir şey değil yazmak.. hele kendini yazmak cehennemin ön sözü sanki.
en berrak taraflarını anlatıyorum hayatımın. son olarak bir şey daha yazayım ve bitireyim.. zaten sıkılmışsınızdır herhalde ki ben en yazının en başından beri fena sıkılıyorum
son olarak :
her sabah
güneş ağaçların ensesine üflerken sıcak nefesini
ben bir şeyler düzelmeli ya da iyice ipimi gevşetmeliyim kendimden diye düşünüyorum
bir şeylerin düzeleceği yok galiba dostlar
ama şunu da ekleyeyim
bu durum kendimizden uzaklaşmamızı icap ediyor anlamına gelmiyor
kendime sahip çıkabilirsem eğer
yani inancımı yıkmazsam kendi ellerimle
dayanabilirsem
nedendir bilmem ama
beni bir zaferin karşılayacağını düşünüyorum
er ya da geç
yani diyeceğim o ki
içimde hala lanet olasıca bir umut var
umut..
galiba kötü bir şey
ona her inanışımdan sonraki devrildiğim zeminler
kanla yıkandı
ama görüyorsunuz ki
yine bir zafer için ona inanıyorum
devrilecek gibi olursam eğer yine
gelin de tutuverin kollarımdan.
ikinci şişede görüşürüz.
Yorumlar
Yorum Gönder